Stres ve Yaşlanma: Bedeninize Toparlanmak İçin Zaman Veriyor musunuz?

Yaşlanma ve genç kalma üzerine konuşurken sık duyduğumuz bir cevap var: “Her şeyin sebebi stres.” Güneş, alkol, uykusuzluk, beslenme alışkanlıkları… Hepsini aynı kelimenin içine koyuyoruz. Oysa bunların vücudumuza etkileri farklı. Yaşlanma da yalnızca stresle açıklanabilecek bir süreç değil; genetik yapımızın, zamanın, çevrenin ve yaşam alışkanlıklarımızın birlikte rol oynadığı bir yolculuk.

Ben burada özellikle başka bir yükten bahsetmek istiyorum: Bir türlü bitmeyen, dinlenirken bile peşimizi bırakmayan kronik stres. “Hocam, çok yoğun bir hayatım oldu. Çok yoruldum. Çok uykusuz kaldım.” Bu cümlenin içinde bazen yıllar var.

Bir yüz plastik cerrahı olarak yüz yaşlanması üzerine konuşurken, yalnızca aynadaki değişiklikleri değil, o yüzün sahibinin nasıl bir hayat yaşadığını da önemsiyorum. Çünkü sağlıklı yaşlanma, yüzümüze ne yaptığımız kadar bedenimize nasıl davrandığımızla da ilgili.

1. Sürekli Yük Altında Olmak: Kronik Stres

Zaman zaman zorlanmak hayatın bir parçası. Asıl mesele, bu zorlanmanın sürekli hale gelmesi ve bedenin bir türlü rahatlayamaması.

Her sabah yetişilecek işler, gün boyunca sorumluluklar, gece yatağa taşınan düşünceler… İş bitiyor ama zihnimiz çalışmaya devam ediyor. Bedenimiz oturuyor ama biz hâlâ bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Bu nedenle kendimize yalnızca “Ne kadar çalışıyorum?” diye değil, “Ne zaman gerçekten dinlenebiliyorum?” diye de sormamız gerekiyor.

2. Yükün Ardından Toparlanmaya Fırsat Bulamamak

kronik-stres

Hayatınızı nasıl geçiriyorsunuz? Ne kadar uyuyorsunuz? Uyandığınızda dinlenmiş hissediyor musunuz? Vücudunuza toparlanması için ne kadar zaman tanıyorsunuz? Uyku kalitesi, yalnızca ertesi gün enerjik olmakla ilgili değil genel sağlığımızın da önemli bir parçası. Üstelik yatağa girmiş olmak, her zaman iyi dinlenmek anlamına gelmiyor. Örneğin alkol uykuya dalmayı kolaylaştırıyor gibi hissettirse de gece boyunca uykuyu bölebiliyor. Düzensiz uyku saatleri ve zihnimizde devam eden kaygılar da dinlenmemizi zorlaştırabiliyor.

Sorun bazen yalnızca ne kadar yorulduğumuz değil, o yorgunluğun ardından kendimize ne kadar toparlanma fırsatı verdiğimiz. Cilt yaşlanması ve daha dinç bir görünüm üzerine düşünürken bu temeli gözden kaçırmamak gerekiyor.

belirsizligin-yukunu-tasimak

3. Belirsizliğin Yükünü Taşımak

Bana göre en ağır yüklerden biri de belirsizlik.

Yoğun bir günün sonunda yorulmak başka; ay sonunu nasıl getireceğini düşünerek yorulmak başka. Kendi sağlığınızdan ya da bir yakınınızın sağlığından endişe ederken çalışmaya, evin sorumluluklarını taşımaya devam etmek bambaşka.

Burada yalnızca fiziksel yorgunluk yok. İnsanın zihninde sürekli açık kalan bir soru var: “Peki, bundan sonra ne olacak?”

Herkes aynı koşullarda yaşamıyor. Herkesin dinlenmeye ayırabileceği zamanı, imkânı veya desteği de aynı değil. Bu yüzden “Stresten uzak durun” demek kolay; bunun günlük hayatta nasıl mümkün olacağını konuşmak daha kıymetli.

Peki, bu yüklerle nasıl baş edebiliriz?

Haydi, enseyi karartmayalım.

Bunları anlamak için üç başlıkta topladık. Elbette hayat bu kadar keskin çizgilerle ayrılmıyor; çoğu zaman bu yükler birbirine ekleniyor. Benim böyle durumlarda kendime hatırlattığım yaklaşım şu: Yapabileceğim bir şey varsa harekete geçmek; elimden geleni yaptıktan sonra, değiştiremeyeceğim kısmı zihnimde tekrar tekrar taşımamaya çalışmak.

Bu, “Kafana takma” demek değil. Bazı meseleler insanın aklından kolayca çıkmaz. Gerektiğinde destek istemek de üzerimize düşeni yapmanın bir parçasıdır. Ama çözebileceğim bir konuda adım atmakla, aynı kaygıyı zihnimde durmadan çevirmek arasında fark var.

Ben kendi payıma harekete geçmeyi, sonra da kontrolümün dışında kalanlar için inandığım değerlere yaslanmayı tercih ediyorum. Sizin için bu dayanak inancınız, sevdikleriniz veya hayata bakışınız olabilir.

Ömrümüz sınırlı. Ne kadar süreceğini de bilmiyoruz. Geçmiş geçti. Gelecek ise ne zaman geleceğini, yanında ne getireceğini tam olarak bilmediğimiz bir tren gibi. Ama bugün beklediğimiz durakta zamanımızı nasıl geçirdiğimiz konusunda bir miktar söz hakkımız var.

Ne yediğimiz, uykumuza nasıl yer açtığımız, ne kadar hareket ettiğimiz, kimlerle beraber olduğumuz ve gerektiğinde yardım isteyip istemediğimiz…

Bunlar geleceği bütünüyle belirlemez. Fakat bugün elimizden geleni yapmamızı sağlar.

Genç kalmak üzerine düşünürken yüz gençleştirme denildiğinde akla cilt bakımı, çeşitli uygulamalar veya yüz germe ameliyatı gelebiliyor. Bunların her birinin uygun kişide, doğru nedenle bir yeri olabilir. Ancak görünümümüzdeki değişiklikleri ele alırken genel sağlığımızı ve nasıl yaşadığımızı da düşünmeliyiz.

Benim için genç kalma düşüncesi; merakımızı, hareketimizi, ilişkilerimizi ve hayatın içinde olma isteğimizi korumayı da içeriyor. Longevity konusuna da bu noktadan yaklaşmak istiyorum: Yaşam süresinin yanında, o yılları nasıl geçirdiğimizi konuşarak.

Bu seride yaşlanmanın yüzümüzde ve bedenimizde oluşturduğu değişiklikleri, neleri koruyabileceğimizi, hangi etkileri azaltabileceğimizi ve hangi müdahaleden ne beklememiz gerektiğini ele alacağız. Beslenme ve takviyeleri de, cilt bakımını ve cerrahiyi de aynı soruyla değerlendireceğiz: Neye gerçekten faydası var, sınırı nerede?

Kendimize iyi gelen insanlarla birlikte olduğumuz, imkânlarımız ölçüsünde sağlıklı beslendiğimiz, dinlenmeye yer açtığımız ve yüzümüze, bedenimize özen gösterdiğimiz günler dilerim.

Geleceğin tamamı elimizde değil. Ama bugün kendimize nasıl davrandığımızın bir kıymeti var.

 

Prof. Dr. Tevfik Sözen

 

Yasal Uyarı: Bu sayfadaki bilgiler genel bilgilendirme amaçlıdır, kişisel tanı ve tedavi yerine geçmez. Sağlık durumunuz için mutlaka hekiminize başvurunuz.
Uzmanlık

Bunları da inceleyebilirsiniz...

WhatsApp +905356873700